Vurun “Abalı”ya

Dilimizde sık sık kullandığımız ve gündelik yaşamda karşılaştığımız “vur/vurun abalıya” deyimi vardır. Bir hikayesi vardır elbet bu deyimin ama, kişinin sessizliğini, yumuşaklığını, her söyleneni yapmasını, kolay kolay karşı çıkmamasını, hırpalanmasını, önüne gelenin hakkını gasp etmesi anlamını ifade eder ve Abalının karşısındaki güçlüye karşı sitem yollu söylemek için kullanırız bu deyimi.
Ülkemizin Kuzeyinde Sinop Yarımadası’nda bir köy Abalı; hayvancılık, tarım, balıkçılık, ormancılık, turizm, çam fıstığı, mantar gibi orman ürünlerini toplayarak yaşamlarını sürdürüyorlar. Köyün tamamına yakını ormanlık alan, aynı zamanda Abalı Köyü sınırları içinde 1. Derece Doğal Sit olan Hamsoroz Tabiat Parkını, 2. Derece Doğal Sit Akliman mevkii ile 1. ve 3. Doğal Sit statüsündeki Sarıkum Gölü ve çevresi bulunmaktadır. Bozburun Yaban Hayatı geliştirme ve özel avlağı bu saha içerisindedir. Tabiatı Koruma Alanı ve Aksaz Sulak Alanı da yaban hayatı açısından yaşamsal nitelikte ve birçok endemik bitki türünü barındırmaktadır. Karadeniz’in en uzun ve bakir plajlarına sahiptir.
Bu sıralar, bu sessiz kendi halindeki Abalı Köyü’ne vuran vurana gidiyor.
Önce Ruslar, Güney Koreliler derken, Japon ve Fransızlar sıraya girdi ki, bu ülkeler nükleer konusunda sabıkalı ve rüşvetçi.
Aslında, Sinop-Abalı Köyü özelinde tüm Türkiye Halkına, Mersin-Akkuyu’da olduğu gibi vuran vurana gidiyor. Nükleer santral kararları Maliyemizi ve gelecek kuşakları da ipotek altına alacak kararlar.
Nükleer kabus, Güneyde Mersin-Akkuyu’ya , Kuzeyde ise Sinop-Abalı’ya çöküyor. Nükleer konusunda skandalları ile ünlü Rus Rosatom şirketi ile Japon-Fransız ortaklığı olan Areva ile yapılan anlaşma, ülkemiz mahkemelerinde herhangi bir yasal mücadeleye fırsat vermeyerek demokrasinin temel ilkeleri ok sayılmakta ve Anayasamız ile anayasal haklarımızı ihlal etmektedir.
Abalı Köyü sınırları içerisindeki İnceburun’a yapılması düşünülen nükleer enerji santrali Uluslararası kriterlere uygun yer lisansı alınmadan, ÇED süreci başlamadan ve sonuçlanmadan, hiçbir bilimsel veriye bakılmaksızın 60 km2’lik saha içerisindeki 1051 hektarlık (10,5 km2 ) orman arazisi, Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından Enerji Bakanlığına tahsis edildi ve on binlerce ağaç, “planlı ormancılık faaliyeti” adı altında kesilmeye başlandı. Üstelik, nükleer santral yerleşkesinin yerini belirlemek için görevlendirilen TÜBİTAK, TAEK ve EÜAŞ’ in ölçüm ve araştırma sonuçları beklenmeden ağaç kesimi tüm hızıyla devam ediyor.
Kendi ülkelerini ve halkını nükleer kazalardan koruyamayan Japon ve Rus hükümetleri, kendi halklarına ihanetleri yetmezmiş gibi şimdi de Türkiye Halkına engin? tecrübelerini aktaracaklar.
Üstelik ülkemiz Japonya gibi bir deprem ülkesidir. Akkuyu nükleer santrali Mersin-Akkuyu Ecemiş fay hattına, Sinop nükleer santrali Kuzey Anadolu fay hattına ve Karadeniz’deki fay kırıklarına çok yakındır. Her iki nükleer santralde sismik olarak aktif bölgelere yapılmak istenmektedir.  Ayrıca Sinop nükleer santral  sahasında yapılan araştırmalarda fay kırığı ile karşılaşıldığı bilinmektedir.
Üç kıtayı, altı ülkeyi, iki yüz milyondan fazla insanı birbirine bağlayan Karadeniz, 125 deniz koruma alanı ile 200 den fazla yerel balık türüne ev sahipliği yapıyor. Abalı Köyü sahillerindeki plankton yoğunluğu Karadeniz’de ki en fazla olan bölgesidir. Planktonlar besin zincirinin en önemli bir parçası olup, Sinop’ta avlanan Hamsi başta olmak üzere diğer balıklar için besin kaynağıdır. Bu amaçla Sinop Yarımadası’nın sahilleri “Balık Üreme (İstihsal) Alanı” olarak koruma altına alınmış ve balıkçılarımızın voli sahasıdır.
Nükleer santralin yapılması durumunda günlük 10 milyar litre su, soğutma suyu olarak denizden çekeceği sucul ortamdaki yetişkin/yavru balık, larva, plankton  haşlanacak ve kronik radyoaktif gaz salımı(emisyonu) ile on yıl içerisinde Karadeniz Havzası deniz yaşamının sonunu getirecektir.
Yaşamın pratiği bize açıkça göstermişti aslında, 26 Nisan 1986 Çernobil,  11 Mart 2011 tarihinde Fukuşima ve diğer irili ufaklı nükleer kazalar nükleer rönesansın sonunu getirmiştir.
Japonya’da ise, Başbakan Abe kendi halkına yalan söyleyerek, Fukuşima nükleer santralinden radyasyon sızıntısının önlendiğini, sağlık tehlikesinin bulunmadığını söylüyor. Oysa kazadan bu yana her gün 400 ila 600 m3 radyasyona bulaşmış su denize, Pasifik okyanusuna akıyor. Veriler, Fukuşima’da kaza öncesi normalde milyonda bir görülen tiroid kanseri, kaza sonrası milyonda 400  tiroid kanserli çocuk olacağını gösterirken kendi santrallerini başka ülkelere, Türkiye’ye pazarlamaya kalkıyor. Bu insanlık suçu ne kadar daha işlenecek? Ne tarihten ders alıyoruz ne de yaşadıklarımızdan. Temiz ve güvenli yenilenebilir enerji kaynakları varken, insanların ve tüm canlıların yaşama hakkını elinden alacak, yaşam alanlarını ve şimdilik bedava soluduğumuz o tertemiz havayı ve hayallerimizi mahvedecek kararlar alınıyor.
Atalarımız “Vurun Abalıya” demişler ama, artık Abalının  da vuranlara dur demesinin zamanı geldi geçiyor.

12060

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.