ARTIK DÜŞÜN YAKAMIZDAN!

ARTIK DÜŞÜN YAKAMIZDAN!
Şeker fabrikaları satıldı..
Madenler sırada..
“Ülkede satılmayan ne kaldı acaba?”
derken geçen yıl yapılan referandumda
16 Nisan’a saatler kala verilen
vaatler, uçuşa hazırlanmış ekonomik
söylemler aklımıza gelmiyor değil..
Geçen sene bu vakitlerdi…
Sokaklar, televizyon kanalları, gazeteler,
hutbeler, bilbordlar, duraklar,
radyolar…
Yandaşlar, liboşlar, sözde gazeteci
ve yazarlar, hocalar, imamlar,
din adına konuşanlar..
Havada, karada, denizde, uçakta,
tuvalette gözümüzü nereye çevirsek,
nereye kulak versek her yerde “EVET”
propagandası vardı. Neredeyse “HAYIR”
demek suç, “HAYIR”lı kelimeler
yasaktı. Bu algılarla günlerce, aylarca
seçime tonlarca para harcandı. “HAYIR”
tercihinden yana olanların imkanları
kısıtlandı, terörist ilan edildi, gazete
ve kanallarda yer verilmedi, sokaklarda,
caddelerde afiş ve pankart astırılmadı.
Yönümüzü nereye döndü isek,
“EVET” yazılarını gördük. Bu israf, bu
çılgınlıkla, bu algı kampanyasıyla seçime
giriyorduk tam da bugünlerde. 16
Nisan’a saatler kala…
“Evet deyin terör bitecek…”
“Evet deyin ekonomi uçsun…”
“Evet deyin istikrar sürsün…”
“Evet deyin piyasa bozulmasın…”
“Evet deyin huzur olsun…”
“Evet deyin bomba patlamasın…”
“Evet deyin zamlardan kurtulun…”
“Evet deyin dünya sizin olsun…”
“Evet deyin fabrikalar açılsın…”
Tüm bu haksız rekabate, iftiralara,
algılara, kötü ithamlara rağmen Büyükşehirlerin
tamamı “HAYIR” dedi. Seçmen
“HAYIR” dese de YSK’nın üstün
gayretleriyle “EVET”i çıkardılar.
ONLARA GÖRE,
“BİZ MÜSLÜMAN DEĞİLİZ..!”
Yanlış anlaşılmasın bu durum..
Bazı konular inanın gerçekten mühim..
Bi çorba içmek için mekanın birine
oturdum. Yan masamda oturan dindarlar!
da yemek yiyordu. Köfte, tavuk
kanat, beyti filan söylemişlerdi belli
ki. Çorba içtim, tabağımı güzelce yıkanmışcasına
ekmekle sünnetledim.
Akabinde bi çay içip kalkarım dedim.
Çayımı içene kadar onların masayı da
çalışan garson kardeşimiz toparlıyordu.
Dikkatimi çekti her birenin tabağında
biraz köfte, biraz tavuk kanat, biraz
beyti biraz da lavaş filan kalmıştı. Bir
rahatlık ki baksan, “biz çok dindarız”
havasındalar. Çok kibar olsalar! söyledikleri
yemeklerin azıcık ucundan alıp
bırakmışlar. Yiyebileceği kadar, kendine
yetecek kadar almayınca mecburen
tabakta kalıyor ve israf oluyor. Kalanlar
restorantın çöp kovasına dökülüyor.
Dışarının etlerine güvenmediğim
için et yemeğini şüpheli olduğundan
yemeyi tercih etmiyorum. Neyse yan
masaya hafif yanaşıp, “Pardon tabaklarınızda
kalan etleri paket yaptırabilir
miyim?” dedim. Şaşırdılar biraz.
“Mahallemizde götürmek istediğim
kediler var, çöpe gitmesine razı olamadım”
dedim. “Olur” dediler. Paket
yaptırdım. Tavuk kanadın yanına
gelen bulgur pilavını ayrı paketlettim,
etleri ayrı, ekmekleri ayrı. Etleri kedilere,
bulgur tanelerini de güvercinlerin
uğradığı yeşil alanlı bir yere bıraktım.
Bir tek salataya üzüldüm. Yine de
içim rahatladı. Aslında onlara meselenin
sadece örtüden ibaret olmadığı
mesajını da vermiş oldum. Umarım o
çok müslümanlar! israf etmezler. Para,
araba, lüks düşkünlüğü israf ne yazık
ki, toplumun en büyük sorunu. Mide aç
olunca göz doymak bilmez miş! “Gözünü
toprak doyursun” derken boşa
dememiş atalarımız.
KÖYLÜNÜN BANKASI
YANDAŞIN KASASI MI?
Tarım ve Hayvancılık kredisinde
köylüye binbir türlü zorluk çıkaran,
herkesin vergisiyle vatandaşa hizmet!
veren Ziraat Bankası, yandaş
iş adamı Yıldırım Demirören’e Doğan
medyayı satın alabilmesi için
kasadan 700 milyon dolarcık! iki yıl
ödemesiz kredi verdiği ifade edildi.
Bu konuyu dile getiren, irdeleyen,
sorgulayan medya ne yazık ki yok,
yok, YOOOK!

12056

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.