GEÇMİŞ BU GÜNÜ DÜŞÜNÜRDE, SİYASET KALPAZANLARI YARINLARI DÜŞÜNMEZ!

GEÇMİŞ BU GÜNÜ DÜŞÜNÜRDE, SİYASET KALPAZANLARI YARINLARI DÜŞÜNMEZ!

30 Mart yerel seçimleri yaklaştıkça aday adayları da kendini göstermeye başladı. Özellikle iktidar partisinde kendine değilde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ismine güvenenler meydana çıkıp fark edilmek adından söz ettirmek istiyorlar.
İktidar partisi de durumu fark etmiş olacak ki; bizzaat cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan “Mahalli seçimlerde en isabetli adayları belirleyerek en verimli çalışmaları gerçekleştirerek hedeflerimize ulaşmalıyız. Kimse bu benim yakınımdır, bu benim şuyumdur, bu benim buyumdur diye aday teklifiyle gelmesin’ diyerek kapıları ismine güvenenlere kapatmaya çalışıyor.
Anadolu ise özellikle kırsalda bizim gibi ilçelerde aday daha çok kendi ismine toplumdaki karşılığına, ne verebileceğine, projelerinin ne olduğuna değil AKP’den aday olursam ismim duyulur, namım olur diyerek yollara düşüyor.
Bu durum aslında kendine güvenmeyen güçlü bir partiden aday olma yarışına giren ideolojilerini değil koltuğa erişmek için milletin tercihini kendi tercihi haline getirenlerin başvurduğu bir yöntemdir.
Bunu çözecek olan ise seçmen kitleleridir. Demokrasi kişiye sadece seçilme hakkı veren bir olgu değildir. Asıl olan kimi, nasıl seçeceğini bilmekten geçer. Bir markete gittiğinizde ya da pazar da bildiğiniz doğrularla nasıl hareket ediyorsanız seçimde de size sunulan ve aklınıza yatan adayları tercih etmeniz aslında kaybetmeniz anlamına gelmez…
Doğruya giden bir adımı başlatmış olursunuz… Sizi seçmek zorunda bırakan olguyu ters yüz ederek seçme hakkınızı kullanarak, inandığınız doğrularla hareket ettiğnizi göstermiş olursunuz..
Maalesef günümüzde demokrasi sosyal medyanın esiri, basının gösterişli cümlesi, siyasi partilerinde şişirilmiş bir cümles olarak karşımıza çıkıyor.
Bu gün çok partili sistemde bir elinde devlet imkanları atama, kayırma, yardım etme, iş verme vb. tüm insani ihtiyaçların karşılığı olan maddiyatı seçmene sunan iktidar karşısında elbetteki muhalefetin güçlü bir yapı sunması mümkün değildir. Anadolu insanı bu vatanı yoklulktan alıp varlığa götürdüğünde umudu ışık edenlerin, biatı kendine rehber edinmeyenlerin peşinden gitmeyi kabul etmişti. İşte o gün cehaleti yenmiş aydınlığa çıkmış, kadın toplumun her kesiminde kendine yer bulmuş eşit birey eşit yurttaş olmanın hazzını yaşamıştı.
Dünyanın gördüğü en kanlı savaş olan 2. dünya savaşıdır.
2. Dünya Savaşı insanlık tarihinin en kanlı savaşı olarak kayıtlara geçerken; Savaş sona erdiğinde 60 ile 65 milyon arası insan ölmüştür. Bunların 27 milyonu Sovyet, 10 milyondan fazlası Çinli, 6 milyonu Yahudi, 6 milyondan fazlası Alman, 3 milyondan fazlası Polonyalı, 2.5 milyonu Japon ve 1.5 milyonu Yugoslav’dı.
1. dünya savaşından çıkmış, 13 milyon nufüsla bağımsız demokratik ve dünya da kadına seçme ve seçilme hakkı sunan tek ülke olan Türkiye; Batısında Alman diktatör Hitler, doğusunda Stalin’e rağmen diplomatik başarı ile 6 yıl süren savaştan vatandaşını ateşe atmadan, kendine gelenlere yardım elini uzatarak çıkabilmiş ateşin ortasındaki tek ülkedir.
1. dünya savaşına gelinceye kadar Balkanlar öncesi yemen ve dünyanın bir çok yerinde Osmanlı topraklarını korumak için Anadolu’nun her yerinden şehitler veren Türk milleti ilk kez ateşin ortasında yanmamak için diplomasi kalkanı ile kendini korumuş yurdunun 2. kez bir işgalden kurtarmıştı. Ama o dönemlerde köylerden toplanan ÖŞÜR vergisi adı altında alınan buğday, arpa ve mısırı saklayacak silolar olmaması nedeni ile askerin yiyeceği kumanyası belirlenen camiilerde muhafaza altına alınıyordu. Bunu kendine sermaye edinen gruplar, ‘camiiler kapatıldı’ diyerek bir nesli zehirlemiş, insanımızın ölmemesi için direnen bir hükümeti de yerle yeksan etmiştir.
Oysa ki; 2. dünya savaşına girme ve İstanbul’un bombalanması ihtimali olması nedeni ile bir yanda diplomatik çalışmalar sürüdürülürken diğer yandan da hazırlıklar sürekli yapılıyordu. İşte bunlardan biri de kutsal emanetlerdi.
Topkapı Sarayı’ndaki kutsal emanetler hazine, gümüş, silah, porselen, kütüphane ve arşiv bölümlerine ait kıymetli eserlerin, özel yapım 391 sandık içinde Niğde’ye getirilip 4 yıl burada muhafaza edilmiştir. Topkapı Sarayı İkinci Müdürü Lütfü Turanbek başkanlığında 30 görevli, aileleri ve çocuklarıyla birlikte Niğde’ye gitti. Eşyalar ve görevliler, tehlike tamamen geçene kadar Niğde’de kaldılar. Bu değerli eşyalar Niğde’de Ak Medrese, Sarı Han ve Ulukışla’ya yerleştirilir. Bu durum CHP İstanbul Milletvekili İhsan Özkes,o zaman başbakan Erdoğan’a verdiği yazılı soru önergesi ile de doğrulanır. Bozdağ önergeyle verdiği cevapta; “2’inci Dünya Savaşı nedeniyle Topkapı Sarayı Müzesi, Türbeler Müzesi ve İstanbul Arkeoloji Müzelerinden bazı eserlerin Niğde’ye koruma amaçlı gönderildiği bilinmektedir. Topkapı Sarayı Müzesi Müdürlüğünce tespit edilen kayıtlara göre kutsal emanetler, hazine, gümüş, silah, porselen, kütüphane ve arşiv bölümlerine ait kıymetli eserlerin içi ve dışı çinkolu, bazılarının içi bölmeli özel yapılmış 391 sandık içine yerleştirilerek Müdür Yardımcısı Lütfü Turanbek maiyetindeki bir ekip ile Niğde’ye gönderilmiştir. Sandıklar içindeki bu eserlerin Niğde’de Ak Medrese ve Sarı Han’a yerleştirildiği, burada kaldıkları sürece Müdür Yardımcısı Lütfü Turanbek ve maiyetinin eserlere refakat ettiği ve savaşın bitmesinin ardından 1947 yılında eserlerin ilgili müzelere iade edildiği arşiv kayıtlarında yapılan inceleme neticesinde belirlenmiştir.” demektedir.
Şimdi de adayla seçimle bunun ne ilgisi var diyenler olacaktır.
Var arkadaşım var..
1950 yılında hiç bir gerekçeye tek adamlığa ve güce sığınmadan çok partili hayata geçtik..
O gün koltuk uğruna, siyaset uğruna buldukları, kurdukları, yaşadıkları vatan uğruna bunu kendine malzeme yapmayan bir nesilden, her şeyi kendine mübah sayan, kendi koltuğu uğruna dünyayı ateşe veren, kendinden olmayanı dışlayan, güç karşısında doğruyu söyleyemeyen, adaletsizliği dili ile söylerken, eylemi ile destek veren bu gün siyaset uğruna uğranılan tüm haksızlıklara koltuk ve menfaat uğruna sessiz kalan kitleleri, güce kendini teslim eden adayları gördükçe o günlerin bir daha yaşanmaması için dua ediyorum. (Kendi inandığı için mücadele edenleri, inandığı yolda doğruyu söylemekten, haksızlığa geçit vermeyerek hak olduğuna inandığı davada yürüyenleri tenzih ederim)
Bu günde yalanı doğru satandan, koltuk uğruna geçmişini karalayandan kendine değil liderine güvenip onun ismi ile yola çıkandan, demokrasi değil ancak siyaset kalpazanı çıkar.
Kalpazanlık demişken siyasetin fotokopisi iktidara göre Ak mı, Kara mı, ekonomi düzgün mü? yaşadığın yer yaşanılır halde mi? Onu tercih edecek olanda sizsiniz be kardeşim… Verdiğin oy senin aynadaki yansımandır…
Saygılarımla…

12056

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.