GEÇMİŞİ DE KALACAKTIR!

Zaman eski zaman değildir!
Türk milletinin yüzyıllara sığmayan, imparatorluklar kurup, devletler çökerten, devletler kuran yapısı gelişen teknoloji karşısında yenik düşmüştür. Üç kıtaya yayılan imparatorluk sahaları Fransa’da başlayan özgürlük ve aşırı milliyetçilik olguları ile sömürge oluşturma peşinde koşan bu günün AB ülkeleri, dünün işgal güçleri sayesinde ayaklanmış. Osmanlı zayıf düşürülmüş, binbir desise ile 1. Dünya savaşının içine çekilerek savaşın tek suçlusu ilan edilmiştir. Savaş galipleri ganimetten pay almak için tüfekleri ve teknolojileri ile mertliklerini kanıtlamak üzere Anadolu’da Türk halkının üstüne çöreklenmiştir. Türk milletinin üstünde kara bulutlar dolaşmaktadır. Civan mert yürekli olan Türk milleti, hem içten hem dıştan gelen kahpe kurşunlara ve bunlara destek çıkan hainlere karşı silahsız, ordusuz ve üstelik başsızdır. Bir zamanların ata yadigarı kılıçlar kınında paslanmış, oklar sadaklarında çürümeye terk edilmiştir. Karşılarında son teknoloji ile donatılmış, fennin, ilmin gönülsüz ve ruhsuz, insanlıktan uzak güçleri vardır.
Türk milletini bu bedbaht durumdan çıkartacak tek güç; onun gönlü, vefası ve tarihten aldığı devlet ve millet olma bilinci ile hareket eden Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘bağımsızlık benim karakterimdir’ sözü ile özetlediği ruh yapısıdır. Bu ruhu harekete geçiren güçte Mustafa Kemal Atatürk’tür…
Mustafa kemal Atatürk’ün milletine duyduğu özgüven ve gelecek için çizdiği ‘muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkmak’ sözünü anlamakta zorluk çekenler taklit ile Türkiye Cumhuriyetini Osmanlı’nın son dönemlerine doğru hızla çekmektedirler.
Genç Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı’dan kendisine kalan son borçlarını 1954 yılında öderken, öncesinde üretimde artış gösteren, okullaşmada rekorlar kıran, alt yapısını oluşturan ve halen büyük önderin yakaladığı büyüme çizgisini yakalayamayan iktidarlar, JönTürkler gibi umudu batıda, olmaz ise ABD’de aramanın bedelini yıllarca toplumumuza ödetmiştir.
Lakin bu durum bile Türkiye’nin kontrollü büyümesinin engelleyememiş. Bu gün yüzlerce ülke arasında G20(Gelişmiş 20 Ülke) arasoında yerimizi almayı cumhuriyetin değerlerine ve ürettiğimiz katma değere borçlu olduğumuzu unutmuşa benziyoruz.
Dünya hızla yerli sermayeye, üretime dayalı ekonomilere hız verirken Türkiye 2002’den bu tarafa elinde katma değer üreten ülkenin bel kemiği bir çok kuruluşu özelleştirmek sureti ile satmış, inşaat ve tüketim ekonomisi ile de vatandaş borçlandırılmıştır. Bu durum görünürde zenginleşmiş halk, parayla tanışmış kitleler yaratsa da asıl tehlike alıştıklarından vazgeçmesi olacaktır. Çünkü, hani diyor ya; Şeyh Edebali;
“Üç kişiye acı; Cahiller arasında âlime, Zenginken fakir düşene, Hayırlı iken itibarını kaybedene.”
Daralan ekonomi, batan şirkletler, iflas eden inşaat sektörü haberleri, firmasını AB ülkelerine taşıyan iş adamları haberleri de yakında peşpeşe gelecektir.
Çünkü deniz bitmiş kara görülmüştür.
Köyde yaşayan Mehmet emmi, hastanede yatana Ayşe teyze de bu günlerde cebine giren paraya endeksli konuşmakta, yıllarca tek eve bile elektrik götüren, telefon çeken, yol yapan sosyal devlet olmak için çaba sarf eden cumhuriyetin değerlerini çoktan unutmuş, kişi odaklı siyasetin peşine düşmüş, yanlışa da doğru demek için canhıraş bir mücadele içerisine girmiştir.
İşte asıl tehlike toplumun düşünmeden uzaklaşması, aklı ile cüzdanı arasına mesafe koyamaması sürekli kontrol edilebilir biri olarak siyasetçinin aradığı insan tipidir.
Devlet imkanlarını millet adına kullananlar özellikle cumhurbaşkanının 657 değişmeli çıkışı sonrası bu ülkede artık tek tip bürokrat oluşturmasının önünü açacaktır. Millete hizmet etme yolunda bu güne kadar siyaseten de olsa bir makamı temsil edenler devlet adabı gereği vatandaşın hizmetinin hak olduğuna inanmaya başladığında makamından vazgeçerek 657 güvencesine sığınarak, “beni burdan alır bir başka yere sürer önemli değil” demek sureti ile hizmet görüyordu. Bu değişiklik sonrası artık yüzeysel memur kontrolü daha resmiyet kazanacak il ve ilçe başkanları memurlar üzerinden dfaha etkili ve yetkili olacaklardır. Güvencesi kalkarken memurun sürülmesi işten atılması ya da ekmeğinden olmaması için farklı bir durum sergilemesi mümkün olmayacaktır.
Bunu neden anlatıyorum. Bu gün bu ülkede cumhuriyet bireye değer vermiş, temsil sistemi ile değişen güç dengeleri oluşturmuş ama 657 ve diğer kanunlarla da hizmetin aksamaması ve vatandaşın mağdur olmaması için devlet olgusunu sürekli bağımsız ve işler tutmuştur. O nedenle 16 Nisan’a kadar cumhurbaşkanı bizzati devleti temsil ederken, TBMM temsil ve yürütme organı olarak görev yapmıştı.
Bundan sonraki sürece alışmak oldukça zor olacaktır. Çünkü bir yanda devletin tepesinde siyaseten oturan ve bir partinin genel başkanı olarak eleştiri yapan eleşitirlere muhatap olan bir cumhurbaşkanı olması gerçeği karşısında birlik ve beraberliğimiz daima zedelenecektir. En son olarak 15 Temmuz demokrasi şölenin de cumhurbaşkanının sözleri ile muhalefete yüklenmesi bu gerçeği daha da gözler önüne sermiş bu uslup ve davranışla siyasetin bir araya gelmesi aynı ülkü ve idealler etrafında toplanması mümkün olmayacaktır. İşte bu nedenle devlet işleri ile siyaset ayrı tutulmalı bir ve beraber olmamız gereken milli ve manevi bayramlarımızda uslubumuz ve dilimiz birleştirici olmalıdır. Görünen o ki bu noktada insanımız eski günleri, daha çok arayacak,bir yanda devlet imkanları ile siyaset yapanlar diğer yanda muhalefet olarak imkansızlıklar ve zorluklarla mücadele bıkkınlık getirecek zamanla ttek hakim güç oluşacaktır. İl ve ilçelerde başkan kendilerinden olmadığında halkın istek ve arzularını dinleyen, sesi olan muhalefetin sipartileri de, işlevsizlik nedeni ile kapanacak parti binalarının masrafları yük olacak, heyecan kaybolacaktır. Bu durum ülkeyi hızla demokrasi treninden indirecek G20’den düşürecek ve içine kapanmış bir Türkiye’nin önünü açacaktır. Ortadoğu Barış kubbesinin garantörü olan Türkiye’de düşüncelerin değişmesi bile ortadoğu’da dengelerin değişmesine yol açmıştır.
Bu değişiklik uyuyan planları tetiklemiş, Türkiye’nin zayıf yönlerini de açığa düşürmüştür. Büyük önderin ölümü sonrası bakın Atatürk’ün adını tarihe altın harfleri ile yazanlar bakın ne diyor du;
“Atatürk öldü. Barış kubbesinin Doğu sütunu yıkıldı. Artık evrende barışı kimse garanti edemez. Nitekim Avrupalı devlet adamları; O’ nun 1930’da yaptığı uyarı ve tavsiyeleri dinlememiş ve dünyayı 1939 yılında ikinci büyük savaş felaketinin içine sürüklemişlerdir. SANERVVIN Gazetesi”
Onlar senin dünyayı okuma biçimini siyasetini ileri görüşlülüğünü böyle tarif ederken, düşmanın bile içindeki hainlere dönerek;
“ Yüce bir dağa benzer. Eteğinde yaşayanlar bu yüceliği fark edemezler. Bu dağın azametini kavrayabilmek için, Ona çok uzaklardan bakmak gerekir. Claude FARRER / Fransız Edibi”
Evet Türkiye’de Cumhuriyet ve Atatürk böyleydi bir zamanlar!
Büyük Atatürk; askerine milletin evladı diye bakar saygı duyardı; Atatürk’ün duygu seline kapılan bir gazeteci, vefa duygusunu, geçmişine olan bağlılığım anlatırken, askerlerine duyduğu bağı şu sözlerle anlatıyordu;
“Kemal Atatürk’ ün karakterinin bir cephesini göstermek itibariyle bir noktayı hatırlatmak isterim. Bize savaşlarından birini anlatıyordu. Birdenbire durdu: Görüyorsunuz ya, dedi: birçok zaferler kazandım. Fakat bunların en büyüğünden sonra bile her akşam, savaş alanlarında ölen bütün askerleri düşünerek içimde derin bir keder duyuyorum. Cesaret ve zekasından başka yüreği bu kadar yüce olan böyle bir Şef’ in, yurdu için mucizeler yaratmış olmasına şaşılabilir mi?George BENNES Vu Gazetesi-1938”

‘Türk milleti, seni ve yaptıklarını asla unutmayacak’ derken bu günlerde Anıtkabir etrafında yapılan tartışmalar, seni silmek için birilerinin ne kadar hevesli ne kadar özverili bir çalışma içerisinde olduğunu bir kez daha göstermiştir. Bu tartışmaya dur diyen bir ses duymadık! Tarihe altın harflerle geçen adın, beden olarak çıktığın bu dünyadan, tarihin kaydettiği milletlerin en vefalısı olan Türk milleti tarafından ebediyeten yaşatılacağın Anıtkabir, bu ulusun sana vefa göstergesidir. O cumhuriyetin gözbebeği, milletinde Milli mücadeleyi anıtlaştırdığı yerdir.
Anıtkabir’in etrafını imara açmak bu millete yapılacak en büyük saygısızlık olacaktır. O nedenle böyle bir girişim olmamalı, bu tartışma artık son bulmalıdır. Bu kadar ayrışan, kutuplaşan topluma daha fazla kötülük yapılmadan yetkililer, birleştiren ortak değerimiz Mustafa Kemal’e ve onun şahsında cumhuriyete yapılan saldırılara dur demelidir.
Aksi takdirde yıkılan çamların altında sadece anıtkabir değil bir milletin geçmişi de kalacaktır!

12025

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.