HANGİSİ BİZDEN?

Umutlarla yaşadığımız bir yılı geride bırakıp, yeniden umutlu ve mutlu günlerin olmasını dilediğimiz bir yıla bir kaç gün sonra merhaba diyeceğiz. Günün tarihinin değişmesi dışında hayatımızda ne değişecek? Bana göre değişen hiçbir şey olmayacak günlük hayatımızda. Ama bir gün öncesi ile bir gün sonrası arasında ki fark, bazıları için hayalleri olacak. Üç günlük dünyada geleceğini dört köşeli bir kağıttaki umuda bağlayanlar biten yılın son, yeni yılın ilk gecesini hayaller içinde biraz da heyecanlı geçirecek. Duvarlara astığımız takvimlerin dışında, ne mevsim değişecek ne de hayatımız.
Bazıları bir yaş daha büyüdük, bu da bir değişiklik değil mi diye düşünebilir elbette. Toplumda ki herkes 1 Ocak geldiğinde bir yaş büyümüyor ki. Hayatımızda nerdeyse hiçbir şeyi değiştirmeyen bu yılbaşı gecesi yapılan kutlamalar neden ve ne için öyleyse? Cevap çok basit aslında; tabiî ki küresel sermaye sahiplerinin küplerine katkı sağlamak için. Hesapsız ve gereksiz yapılan harcamalar ile yine sermaye sahiplerinin ceplerinin şişmesini sağlarken kendi cüzdanlarımızı boşaltacağız.
Bazı kesimler bu kutlamaların Hıristiyan geleneği olduğunu, Hz. İsa’nın doğum yıldönümü olduğu için Hıristiyanlarca yapılan Noel kutlamalarının bizi de etkisine aldığını iddia ederler. Bildiğim kadarıyla Hıristiyanların Noel yortusu yılbaşından önce 21 Aralık tarihine denk gelmektedir. Yine bildiğim kadarıyla hiçbir Hıristiyan da inandığı peygamberin doğum yıldönümünü yeme-içme-israf anlayışıyla kutlamaz. Aslına bakmak gerekirse hiçbir kutlama da israftan, savurganlıktan söz edilmemesi gerekir. Neyi kutluyorsak onun özüne uygun, kutlamanın anlamını saptırmayacak etkinlikler içinde olmak gerekir. Yukarda da bahsettiğim gibi 31 Aralık ya da 1 Ocak ne yeme içme bayramıdır ne de en çok içki tüketme yarışmasının tarihidir. Yılın 365 gününden, biri sonuncusu diğeri de ilk günüdür. Sağlık ve mutlulukla yaşayacağımız yılın 1. günü ile diğer günleri de aynı değer ve önemdedir düşünüyorum.
Küresel sermaye özellikle 21. yüzyılın başından itibaren insanlara sadece tüketmeyi dayatmaktadır. Gün geçtikçe üretimi azalan ama tüketimi iki kat hızla artan bir insanlığa doğru yalınayak koşar olduk. Sermaye sahipleri albenisi yüksek reklamlar ile ya da yılbaşı gibi diğer günlerden farkı olmayan günlere kendilerince bir anlam yükleyerek insanları sürekli tüketime sürüklemektedir. Bunlar çıkardıkları kredi kartlarıyla ya da düzenledikleri kampanyalarla “ayağını yorganına göre uzatmak” isteyenlerin bile üzerindeki yorganı çaktırmadan almaktadırlar. Yeni yılın gelişini kutlayalım derken ertesi gün boşalmış cüzdan ya da şişmiş kredi kartı hesaplarıyla baş başa kalıp ayılanlar, mecburen ayaklarını uzatacak yorganı da sermayeden istemek, karşılığında da emeğini, belki de geleceğini onlara ipotek etmek zorunda kalacaktır.
Yeni yıl kutlamalarında kullanılan en önemli karakter neden Noel Baba acaba hiç düşündünüz mü? Çünkü Noel baba hayalcidir, özellikle dünya çocuklarına karşılık beklemeden hediye vermek gibi bir hayaliyle ünlüdür. Bu nedenle de alışveriş merkezlerinde ya da hediyelik eşya mağazalarının vitrinlerinde yılın son günlerine doğru yerini alır ki insanlara tüketimi hatırlatıp alışveriş yaptırsın.
Hadi bizim dışımızdakiler bu hayalci “Baba” ile tüketime yöneliyorlar ama bizim hem gerçek hem de gerçekçi bir “hocamız” olduğunu ne zaman hatırlayacağız acaba? Sanırım kimden bahsettiğimi anladınız, tabiî ki hepimizin hocası Nasrettin Hoca. Noel baba gibi yılın son günlerinde ortaya çıkıp insanları sadece tüketime yönlendirmek yerine “parayı veren düdüğü çalar” dürüstlüğüyle hak edenin her zaman kazanacağını, hak edene her zaman hediye alınabileceğine yılın her günü dikkat çeker bizim hocamız.
İsmi dışında hiçbir babalık özelliği olmayan sadece tüketim isteyen Noel Baba mı yoksa ruhumuzu ve zekâmızı ince nükteleriyle besleyen Nasrettin Hoca mı? Sizce hangisi bizden, hangisi bizden yana?

12041

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.