LÜZUM ÜZERİNE!

Bayramın arifesinde yaşanan ve ilçeye bayramı zehir eden gelişmeler sonrasında uzun müddet konu ile ilgili bir açıklama veya haber yapmadım.
Neden mi?
Hassas bir dönem!
Yazarların, akil insanların daha akıllı, sorumlu ve basiretli davranarak konuyu irdelemesini, sağduyu itidal çağrılarının kamuoyuna yansımasını bekledim.
Bu beklentim aslında öncelikli olarak, ayrılmaya, boşanmaya ve de magazin haberlerine yayın yasağı koyan adli mercilerin; bu kadar hassas ve de sözlerin, yazışmaların, sosyal medya mesajlarının habere dönüştüğü ortamda konunun daha fazla bulanmadan yayın yasağı getirilmesi ile başlayabilirdi.
Bir basın mensubu olarak yayın yasağı istemek belki etik değil ama bu gün gerek Sinop yerel basınında gerekse sosyal medya üzerinden yürüyen tartışmalarda insanlarımız, gençlerimiz, kurumlarımız hedefe konuluyor, tehditler savruluyor, yalan yanlış isimler adeta linç yağmuruna tutuluyor.
İşte bu nedenle bu yayın yasağı belki de ileride olabilecek bir çok olumsuz olayların önleyicisi olabilirdi!!!
Yanlış anlaşılmaların, kulaktan dolma bilgilerin yayılmasının önüne set çekemese de en azından sorumluluğu olan ve bu nedenle haberleri daha çok gerçekçi olarak kabul edilen ve de izlenen yerel yayın organlarında sosyal medya tartışmaları yer bulamayabilirdi.
Ama gelinen süreçte; oluşan zafiyetin ve de ikazları dikkate almayanlar Durağan’a çok ağır bir bedel ödettirmişlerdir. Bir gencimizi kaybederken insanımız huzur kentte adeta doğu ve Güneydoğu sokaklarında yaşanan, savaş bölgelerini aratmayan görüntülerle sarsılmıştır.
Durağan da beklenen ve bir gün gün yüzüne çıkacak ayrışmanın, ayak sesleri yıllardır geliyorum diye bağırıyordu.
Feodal bir yapının zincirleri ile kendilerini bağlayanlar, ailesel ve de köy dayanışması çerçevesinde bireysel kavgaları herkesin güvendiği jandarmaya polise ve adalete güvenmeyen ve kendi adaletini sağlama çabası ters tepmiş, kendilerini ayrıcalıklı görmenin bedelini tüm Durağan ödemiştir.
Yalnız gelinen noktada herkes oluşan bu durumdan üzerine düşeni almalı, öz eleştiri yapmalı iğneyi kendine, çuvaldızı başkalarına batırmalıdır.
Durağan yaklaşık 20 yıldır bu sorunla boğuşmakta her bayram acaba bu gün ne olacak sorusu ile yatıp kalkmaktadır. Kişilerin gelenek ve görenekleri, birbirleri olan bağları ve samimiyetleri devletle baş edecek, ona kafa tutacak başkalarını hizaya getirecek kadar kendine yer ve zemin bulması bu gün ortaya çıkan durumun bizatihi sorumlusudur.
Yine bu gün olayların başlamasından sonuna kadar ilçe dışından gelen insanların suçlanması, buradaki haberlerden, sosyal medyadan, paylaşılan görüntü haber ve yazılardan yola çıkarak suçlu aranması, provokatör peşinde gezilmesi ilçede yıllardır var olan boşluğu başka yerlere yamama, suçu başkalarına atma girişiminden başka bir şey değildir.
Bu gün bizler; bu iki köyde yaşayan insanlarımıza ne HDP’li ne de terörist damgası vurabiliriz. Gökçebelen’deki şehidimizi, Olukbaşı’ndaki gazimizi, Yeniköy’lü askerimizi ne inkar edebilir ne de vatan sevgisinden şüphe duyabiliriz. Yalnız bunu yaparken, bu köylerimizde yaşayan insanlarımızda bireysel kavgaları getirdikleri durumu dikkatle analiz etmeli, kendilerine şu soruyu sormalıdırlar; neden böyle olduk? Kavga edeni ayırmak, suçluyla suçsuzu ayırt etmek, adalete teslim etmek varken niye kendimizi savunmak adına toplu hareket ederek ayrıştırmanın önünü açtık. Ve bizde; yıllarca göstermemiz gereken tepkileri bir anda göstererek bu kadar acı olayların yaşanmasına sebep olduk. Dün daha uyarıcı ve yapıcı cümlelerle bu insanlarımızın, akil adamlarını uyarabilir miydik? Yetkilileri uyaramadık acaba bu insanları uyarmamız mümkün olabilir miydi? Sorusunu sormamız gerektiğine inanıyorum.
Ve ben 2012 yılında yazdığım yazı ile yetkilileri uyararak gidişatın ne olduğunu gözler önüne seren bu günü anlatan o yazımı tekrar yayınlayarak kimlerin ihmali var? sorusunu siz değerli okurlarımın takdirine bırakıyorum;
“TOPLUMSAL BARIŞ İÇİN…
Bayram rehaveti çökmüş insanlar tekrar gurbete gitmenin hüznünü yaşadığı bir ortamda bayramın son günlerinde yaşadığımız üzücü hadiseler Durağan’da ilçe halkını derinden üzmektedir. Aslında ceviz kabuğunu doldurmayan tartışmaların geniş çaplı, etnik kimlikli tartışmalara dönüşmeden engellemek, bu ilçede yaşayan her bireyin en temel görevi olmalıdır. Yıllarca kız alıp, kız veren aynı havayı teneffüs edip aynı kıblede buluştuğumuz, aynı kışlada konuşlandığımız, ekmeğimizi bölüşüp derdimize ortak ettiğimiz, kazancımıza alın terlerinin girdiği insanımızla bizi karşı karşıya getirmek isteyen gruplara müsaade etmemek için akil adamların, muhtarların, siyasi ve sivil toplum örgütlerinin büyük bir sorum¬luluğu vardır. Bu sorumluluk tek taraflı değildir…
Hukuk devletinde asıl olan sorunların çözümünde ayrılan yönümüzü değil birleştiren yönlerimizi ortaya çıkartmak, herkesin güvendiği veya güvenmek zorunda güvenlik güçlerine ve hukuka hepimizin güvenmek ve inanmak zorunda olduğumuz gerçeğidir. Çoğunluk olarak hareket etme, bireysel hak arama metodu ile hak arama girişimini sindirme, korkutma içgüdüsü üzerine kuranlar aslında ateşle oynadıklarının farkında bile değillerdir.
Bir hareket öncesinde toplumsal çatışmalara yol açabilecek eylem ve davranışlarda bulunan bireyleri, gruplar önce kendi içerisinde hukuk karşısında hak arayabilecekleri konusunda uyarmalıdır. Huzurun kaçmaması, karşılıklı zıtlaşma ve grupların öne çıkmaması için bireysel davranış sergileyen kişiler öncelikle toplumsal huzur adına o grup tarafından yalnız bırakılarak toplumsal huzura kapı açılmalıdır.
Unutulmamalıdır ki; toplumsal olaylarda, çeteleşmeye ve zorbalığa dayanan eylemler zamanla karşılarında daha güçlü grupların oluşmasına böylelikle huzurun kaçmasına yol açacaktır. Bireysel ve hukuk dışı hareketlerin toplumsal karşılık bulmaya başlaması bizi bölmek, huzurumuzu kaçırmak isteyenlere hizmet eder.. Her haksızlığın karşısında devletin birliğine ve bütünlüğüne inanan her birey gibi güvenlik güçlerine ve de hukuka inanmak güvenmek ve orada haklarını aramak zorundadırlar. Bu tür durumlar karşısında toplumsal ve etniksel şiddet değil, hukuksal mücadele başlatanlar ancak toplumun huzur ve bütünlüğüne hizmet ederler, aksini düşünenler ise ancak bölünmeye ve çatışmaya zemin hazırladıklarım unutmamalıdırlar…
(23/08/2012 Şehir Gazetesi Sayı:293)”

12021

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.