MİLLETİN AKLI GALİP GELSİN!

Aniden toplumun ortasına düşen tartışılmasına fırsat kalmadan referandum sürecine sokulan anayasa değişikliğinde son günler!
Toplum; ‘EVET’ çiler ‘HAYIR’ cılar diyerek ikiye bölünmüş durumda..
Suçlamalar gırla..
Ama bir gerçek var ki; ortaya atılan başkanlık sistemi ile ilgili Ümit KOCASAKAL’ım gündeme getirdiği ve gittiği her yerde anlattığı BOP projesi söylemleri kafalarda soru işareti bırakıyor.
Neden mi; İşte bu projeyi gündeme getiren kişilerin başında Türkiye’de görev yapmış Graham FULLER.. Peki kim bu Fuller? Sadece Wikipedia bakarak tanıyalım; “ Amerikan RAND Corporation düşünce kuruluşunun daimi politik danışmanı, ABD Merkezi Haberlama Teşkilatı’nın (CIA) Milli Haberlama Konseyi (İngilizce:National Intelligence Council) eski başkan yardımcısı, yazar, ABD’li devlet görevlisi. Türkiye’de 1980 sonrası CIA İstasyon Şefi Fethullah Gülen’in ABD’de oturma izni almasını sağlayan isimlerden biri.”
O zaman ne dediğine bir bakalım. Ilımlı İslam cümlesini ilk o kuruyor ve kurguluyor.
“Türkiye, yakın bir gelecekte iki partili bir temsil sistemine gebe… Kökleri geçmişe dayanan ekonomik kriz, iktidardaki koalisyon (B. Ecevit liderliğindeki 57. Hükümetten söz ediyor) partilerinde büyük deprem yaratacak. Fazilet Partisi’nden kopan bir grup ılımlı İslamcı, geniş tabanlı bir siyasi oluşuma gidecek. Bazı etkin siyasetçiler, partilerinden istifa ederek bu yeni oluşuma katılacak. Yeni oluşum kar topu gibi büyüyüp gelişecek. Türkiye’de yakın gelecekte ılımlı İslamcılar iktidara gelecek. Ilımlı İslamcıların yanında İslami söylemlere ters düşmeyen ılımlı sol bir parti de Meclise sokulacak.” (Akt. Prof. Dr. Ümit Özdağ, Yeniçağ gazetesi, 29.4.2004)..

Peki: 1997 yılında 30 Mart Tarihli zaman gazetesinde Fethullah Gülen ne diyor;
“Başkanlık sisteminin alt yapısı hazırlanmalı, insanımız hazırlanmalıdır. Selahiyetleri genişletilmiş Cumhurbaşkanlığı üzerinde durulursa bir rıhtım, bir sıçrama ayağı, bir rampa sayılabilir. Ancak milletimizin bu gününü ve geleceğini belirleyen bu gibi konular geniş platformlarda tartışılmalıdır. Ben şahsen başkanlık sistemine de selahiyeti genişlemiş Cumhurbaşkanlığına da sıcak bakıyorum.”
ABD cephesinin durumunu en iyi özetleyeni ise CIA eski Türkiye şefi, Paul Bernard Henze’nin 2006’da Beyaz Saray’a sunduğu Türkiye raporunda çok ilginç aynı zamanda çarpıcı öneri ve analiz vardır. Bu raporu; Ümit Kocasakal’ın anlatımlarında ve Yazar Arslan Bulut’un 09.03.2017 tarihinde Yeniçağ gazetesinde “Tek adam sistemini Türkiye’ye kim dayattı?” başlıklı makalesinde kaleme aldığı çarpıcı sözler;
“Türkiye’nin bu şekliyle, Amerikan politikalarının yanında olacağından emin olamayız. Ülkeyi kuranlar, denetim mekanizmasını çok sıkı tutmuşlar. Hükümeti ikna ettiğimizde Meclis; Meclis’i ikna ettiğimizde, ordu; orduyu ikna ettiğimizde yargı karşımıza geçebiliyor. Eğer Amerika’nın çıkarı Türkiye’de bir federal devlet kurulması ise mutlaka ve öncelikle yargı, ordu, Meclis ve hükümeti tek elde toplayan başkanlık rejimine geçilmelidir. Bir kişiyi ikna etmek, birbirini denetleyen yapıyı ikna etmekten çok daha kolay olacaktır. Eğer o bir kişi Amerikan çıkarlarını yardım etmek konusunda tereddüt ederse, bir kişi üzerine kurulmuş yapıyı yıkmak Amerika için sorun olmaz” diyor.
Bu gün ise HAYIR diyenler ne diyor; yetkiyi tek elde toplamalıyım. Tehlike var diyor sizce yok mu?
Elin oğlu Yani Henze; 2006 yazıp öneriyorsa bize düşen uyanıp oyunu bozmak, doğru düşünmek, doğru tartmak, doğru incelemektir. Sadece televizyonlarda boy gösterip, güçlü demokrasi, güçlü devlet diyerek ülkeler güçlü ya da büyük olmaz. Güç kuvvetler ayrılığında çok seslilikte ve atalarımızın, dediği gibi; istişare de vardır. İstişare etmek, danışmak aklına estiğini yapmamaktır. Ülkelerin bunu tartıştığı yasalaştırdığı kamuoyuna sunduğu yerin adı ise Meclistir.
O nedenle gelişmiş dünya da bu gün kuvvetler ayrılığı prensibine dayalı, adalet, yasama ve yürütme erki birbirinden bağımsız birbirini denetleyen kurumlardır.
Gelecek anayasa değişikliğinde yargıyı atayan seçilen cumhurbaşkanı, yasamada seçilen ve de partinin genel başkanı olacak olan cumhurbaşkanı, yürütme de kimlerin ve sayısı belli olmayan bakanları atayan cumhurbaşkanı ve bir de yine sayısı anayasa ile belirlenmeyen nitelikleri belli olmayan cumhurbaşkanı yardımcısı.. Bu durum kuvvetler ayrılığını değil kuvvetler birliğini getirir. Bu da devlete karşı vatandaşı korumaz ezer, onu zayıf hale getirir. Mahkemelerde özlük hakları, atamaları işe alımları seçilmiş cumhurbaşkanı tarafından belirlenen savcı ve hakimlerin aldığı kararlar doğruda olsa tartışmaları da beraberinde getirecektir. Bu durum ülkede adaleti siyasallaştırıp, yürütmeyi tek güce, yasamayı da fesih yetkili bir cumhurbaşkanına teslim ettiğiniz de buna demokrasi değil başka bir ad verilir. İşte o verilen isimde TEK adamlık olur ki, dünyanın hedefinde, yatırımların kaçtığı, Libya, Suriye ve Irak gibi ülkeler kategorisinde yer alırız. Sonuç; Henze’nin dediği gibi çoğunluğu ikna edemeyenler tek adamı bir şekilde ya ikna eder ya da demokrasi düşmanı diyerek BOP rüzgarında ya da yeni projelerde seni savurup tarihe kül diye verirler…

Bu iddialar ve raporlar doğru ise vay halimize biz neyi oyluyor neyi konuşuyoruz!!!
Sorumluluk sahibi şimdi sende oku istişare et. Kararın; dediler, istediler, menfaatim var, onlara güvendim diyerek verme! 16 Nisan’da Milletin sağduyusu ve aklın galip gelmesi dileği ile….ek

12055

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.