“OKUYANA” İKİ MEKTUP

“Sevgili Velilerimiz,

Çocuklarınızın imtihanları yakında başlayacak. Biliyorum ki daha şimdiden çocuğunuzun başarısı konusunda endişelisiniz. Ancak lütfen şunu unutmayın ki sınavda ter dökecek bu öğrenciler arasında;

Matematiği çok iyi olmasa da idare edebilecek bir sanatçı, Tarih veya Edebiyat’a çok meraklı olmayan bir girişimci, Kimya notlarını pek önemsemeyecek bir müzisyen, Fizik notlarından çok fiziki yapısı daha önemli olan bir sporcu olacaktır.

Eğer çocuğunuz yüksek notlar alırsa, bu harika! Ama eğer almazsa, onu kendine güven ve gurur duygusundan yoksun bırakmayın. Ona, her şeyin normal olduğunu, sonuçta bunun sadece bir imtihan olduğunu söyleyin. Ona hayatta daha büyük şeylerin onu beklediğini anlatın. Notları ne olursa olsun, onu seveceğinizi ve onu yargılamayacağınızı söyleyin.

Lütfen bunları yapın ve çocuğunuzun kendini gerçekleştirmesini seyredin. Bir imtihan veya düşük bir not onların düşlerini ve yeteneklerini ellerinden alamayacaktır. Ve lütfen, dünyadaki mutlu insanların sadece doktor ve mühendisler olduğu düşüncesini aklınızdan çıkarın.”

Yukarıdaki mektup Hindistan’ın Kalküta bölgesindeki bir okul müdürü tarafından velilere gönderilmiş. “Her çocuğun yetenekli olduğu bir alan mutlaka vardır” görüşünü güzel bir şekilde ifade ettiğine inandığım için, içinde bulunduğumuz yarıyıl tatilinde sizinle paylaşmak istedim.
Paylaşmak istediğim bir başka mektup ise Almanya’dan bir lise müdürüne ait. Her öğretim yılı başında yazıldığı belirtilen bu mektup ise velilere değil öğretmenlere…

“Bir toplama kampından sağ kurtulanlardan biriyim. Gözlerim hiçbir insanın görmemesi gereken şeyleri gördü. İyi eğitilmiş ve yetiştirilmiş mühendislerin inşa ettiği gaz odaları, iyi yetiştirilmiş doktorların zehirlediği çocuklar, işini iyi bilen hemşirelerin vurduğu iğnelerle ölen bebekler, lise ve üniversite mezunlarının vurup yaktığı insanlar. Eğitimden bu nedenle kuşku duyuyorum. Sizlerden isteğim şudur;
Öğrencilerinizin insan olması için çaba harcayın. Çabalarınız bilgili canavarlar ve becerikli psikopatlar üretmesin. Okuma yazma, matematik, çocuklarınızın daha fazla insan olmasına yardımcı olursa ancak o zaman önem taşır.”

Eğitimin iki ayağına yani veli ve öğretmene yazıldığı belirtilen bu iki mektubun ortak yönü insan… Eğitim ile toplum içinde yaşamak için gerekli manevi bağları kuvvetlendirmek ve bireyi olduğu topluma yetenekleri doğrultusunda kalkınması için destek vermek amaçlanıyor ise “önce insan” olmayı sağlamamız gerek. Karnelerine baktığımızda gördüğümüz notlardan çok ailesi ve çevresi ile barış, hoşgörü, adalet, sevgi ve saygı gibi değerlerle doğru orantılı olarak kurduğu iletişim ve yaşam biçimi ile çocuklarımızı değerlendirmemiz lazım.
“Nice insanlar gördüm üzerinde elbisesi yok, nice elbiseler gördüm içinde insan yok” diyen Mevlana’nın dikkat çekmeye çalıştığı tam da bu olsa gerek.

Bir çoğumuzun bildiği malum hikaye de adam olamazsın diyen babasına inat okuyup vali olan ve babasını ayağına getirten çocuklar mı yetiştirmeliyiz yoksa duruşu ve yaptığı iş ne olursa olsun insani değerleri benimseyerek her kuruşuna kadar işinin hakkını veren çocuklar mı?
Unutmayalım ki, insanların değerleri nicelikleri ile değil nitelikleri ile belirlenir…

ERDEMİN PENCERESİ

12047

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.